BaSöRTüSüNe öZGüRLüK KaMPaNYaSI




Ne şucuyuz ne bucuyuz yalnızca bir garip yolcuyuz

• 10/12/2008 - hz EBU BEKR ve hz ÖMER (r.anhum ecmein) şianın yaptığı lanetler

Kategori: Sosyal
الدعاء العظيم

Büyük Dua

دعاء صنمي قريش

KUREYŞ'İN İKİ PUTU DUASI







الدعاء العظيم

Büyük Dua

دعاء صنمي قريش

KUREYŞ'İN İKİ PUTU DUASI







روى الشيخ تقي الدين إبراهيم بن علي بن الحسن بن محمد بن صالح العاملي، المعرف بالكفعمي في كتاب)المصباح ص 552-553 الطبعة الثانية من منشورات مؤسسة الأعلمي للمطبوعات بيروت لبنان(

Şeyh Takiyuddin İbn Ali İbnu'l-Hasen İbn Muhammed İbn Salih el-Âmlî [El-Kef'amî]

el-Misbah adlı kitabında (Beyrut: el-'A'lemî Matbaası:s.533-552)
في بحار الأنوار للعلامة المجلسي ج85ص240عن المصباح للكفعمي : إن دعاء صنمي قريش دعاء عظيم الشأن رفيع المنزلة وهو من غوامض الأسرار وكرائم الأذكار رواه عبدالله ابن عباس عن أمير المؤمنين انه كان يقنت به ويواظب عليه في ليله ونهاره وأوقات أسحاره وقد ذكر بعض العلماء أن قراءة هذا الدعاء مجرب لقضاء الحوائج وتحقق الآمال وقد روي أن الداعي بهذا الدعاء هو كالرامي مع النبي -ص- في بدر وأحد وحنين بألف ألف سهم.

el-Meclisî'nin Biharu'l-Envar adlı kitabı:c.85,s.240'de el-Kef'amî'den naklediğine göre, KUREYŞ'İN İKİ PUTU DUASI; çok yüce bir dua ve muazzam faydası olan bir duadır. Bu dua, sırların gizli hazinesi ve zikr'lerin en seçkinidir.Bunu Abdullah İbn Abbas, Müminlerin Emiri'nden (aleyhisselam); O'nun bu duayla Kunut'da bulunduğunu ve her gece ve seher vakitlerinde bu duayı bu duayı okumaya özen gösterdiğinin rivayet edildiğni söyler. Âlimlerin bazıları, demişlerdir ki; ihtiyaçların giderilmesi, arzuların gerçekleşmesi için bu duanın okunması tecrübe edilmiştir.

Rivayet edilmiştir ki, bu duayı okuyan Nebi (sav) ile sanki Bedr ve Uhud'da ok atmış gibidir.


والقاضي السيد نور الله الحسيني المرعشي التستري الملقب بمتكلم الشيعة في إحقاق الحق (1/337 منشورات مكتبة آية الله المرعشي قم إيران

Kadî, es-Seyyid, Nurullah el-Husynî el-Mar'aşî et-Tusterî (Şianın Mütekellimi) İhkâku'l-Hak adlı kitabında:c.1,s.336'de (el-Mar'aşî Kitapevi, Kum)


وقد ذكر صاحب الذريعة إلى تصانيف الشيعة 8/192 أن هذا الدعاء محل عناية علمائنا، حتى إن أغا بزرك الطهراني ذكر أن شروحه بلغت العشرة

Sahibu'z-Zeriyâ İlâ Tesanîfi'ş-Şia:c.8,s.192'd
e demiştir ki: "Bu dua,alimlerimizin inayet mahalli bir duadır. Hatta Ağa Büzürg et-Tahranî, bu duanın şerhlerinin 10'u bulduğunu söylemiştir.


وورد هذا الدعاء في كتاب مفاتيح الجنان ص114 للمحدث الشيخ عباس القمي.

Bu dua aynı zamanda, Muhaddis Şeyh Abbas el-Kummî'nin, Mefatîhu'l-Cinan

Adlı kitabının; s.114.de varid olmuştur.

وذكر هذا الدعاء في كتاب إكسير الدعوات ص60 لـ( عبدالله بن محمد بن عباس الزاهد) طبعة مكتبة الفقيه ( الكويت السالمية(.

Bu duayı hakeza, Abdullah İbn Abbas ez-Zahid'in İksiru'd-Deavat adlı kitabının 60.sayfasında zikredilmiştir.(Mektebetu'l-Fakih, es-Salimiyye Kuveyt)


وقد ورد هذا الدعاء في كتاب اسمه تحفة العوام باللغة الأردية المؤلف منظور حسين (ص422 وما بعدها) وذكر أنه مطابق لفتاوى ستة من كبار المراجع وهم:

Bu duanın, Manzur Huseyn'in, " Tuhfetu'l-Âvâm" (s.422 vd.)adlı Urduca baskısında aşağıdaki âlimlerin fetvasıyla metnine uygunluğu te'yid edilmiştir:

1- السيد محسن الحكيم

2- السيد أبو القاسم الخوئي
3- السيد روح الله الخميني
4- الحاج السيد محمود الحسيني الشاهرودي
5- الحاج سيد محمد كاظم شريعتمداري.
6-العلامة سيد علي نقي النقوي.


1. Seyyid Muhsin el-Hakîm

2. Seyyid Ebu'l-Kasım el-Huî
3. Seyyid Ruhu'l-lah el-Humeynî
4. el-Hac,Seyyid Mahmud el-Huseynî eş-Şahrudî

5. Seyyid Muhammed Kâzım Şeriatmedârî

6.Allame Seyyid Alî Taki en-Nekâvî


وورد هذا الدعاء في كتاب تحفة العوام (ص303)وجاء فيه أنه مطابق لفتاوى تسعة من كبارالمراجع وذكر منهم:
1آية الله السيد أبوالقاسم الخوئي.
2السيد حسين بروجردي.
3 السيد محسن الحكيم.
4 السيد أبو الحسن الأصفهاني.
5السيد محمد باقر صاحب قبله.
وغيرهم...

Bu dua aynı zamanda; "Tuhfetu'l-Âvâm" (s.303) 9 aliminin fetvasına muvafıktır, onlardan bazılarının isimlerin şöyledir:

1.Ayetullah Seyyid Ebu'l-
Kasım el-Huî

2.Seyyid Huseyn Burucerdî

3.Seyyid Muhsin El-Hakîm

4.Seyyid Ebu'l-Hasen el-Esfahanî

5. Kible Sahib (Sahibu'l-Kıble) Muhammed Bakır, vd.


وقال آية الله العظمى السيد شهاب الدين الحسيني المرعشي في حاشيته على إحقاق الحق لنور الله الحسيني المرعشي (1/337هامش): ثم اعلم أن لأصحابنا شروحا على هذا الدعاء منها الرشح المذكورة منها كتاب ضياء الخافقين لبعض العلماء من تلاميذ الفاضل القزويني صاحب لسان الخواص ومنها شرح مشحون بالفوائد للمولى عيسى بن علي الأردبيلي وكان من علماء زمان الصفوية وكلها مخطوطة وبالجملة صدور هذا الدعاء مما يطمئن به لنقل الأعاظم إياها في كتبهم واعتمادهم عليها.
ويعتبر هذا الدعاء معتبر ولقارئه الأجر الكثير عن سماحة المرجع الديني الأعلى آية الله العظمى الكبير السيد صادق الحسيني الشيرازي.


Ayetullah el- Uzmâ, Seyyid Şihabuddin el-Huseynî el-Mar'aşî, Nuru'l-Hak el-Huseynî el-Mar'aşî'nin İhk'aku'l-Hakk adlı kitabının (c.1,s.337) haşiyesinin dipnotunda der ki: "Sonra bil ki, ashabımızın bu dua hakkında şerhleri vardır: Bunlar arasında; er-Reşh, Diyau'l-Hafikîn vb." vardır. Âlimlerden bazılarının, El-Fadıl el-Kazvinî (Sahibu Lisan el-Havas), Bu şerhler arasında, Mevlâ İsa İbn Ali el-Erdebilî Safevîler zamanında yaşamıştır, çok yararlı şerhleri vardır. Bunun hepsi el yazmadır. Ki insanın kalbi, büyük âlimlerin bunu nakletmesinde ve ona itimad etmesinden ötürü bundan mutmain olur.

Bu duayı okuyan; Dinî Merci', Ayetullah el-Uzmâ, Seyyid Sadık el-Huseynî eş-Şirazî'nin dediğine göre çok büyük ecir sahibi olur.

وهو هذا الدعاء المنسوب إلى الإمام علي بن أبي طالب

بسم الله الرحمن الرحيم


اللهم صل على محمد وعلى آل محمد، اللهم العن صنمي قريش وجبتيها وطاغوتيها وإفكيها وابنتيها اللذين خالفا أمرك، وأنكرا وحيك، وجحدا إنعامك،وعصيا رسولك، وقلبا دينك وحرفا كتابك، وعطلا أحكامك، وأبطلا فرائضك، وألحدا في آياتك، وعاديا أولياءك وواليا أعداءك وخربا بلادك، وأفسدا عبادك.


اللهم العنهما وأنصارهما فقد أخربا بيت النبوة، وردما بابه، ونقضا سقفه، وألحقا سماءه بأرضه، وعاليه بسافله، وظاهره بباطنه،واستأصلا أهله، وأبادا أنصاره وقتلا أطفاله، وأخليا منبره من وصيِّه ووارثه، وجحدا إمامته، وأشركا بربهما، فعظم ذنبهما وخلدهما في سقر! وما أدراك ما سقر؟ لاتبقي ولا تذر.


اللهم العنهم بعدد كل منكر أتياه، وحق أخفياه، ومنبر علواه، ومنافق ولياه ومؤمن أرجياه، وولي آذياه، وطريد أوياه، وصادق طرداه، وكافر نصراه، وإمام قهراه، وفرض غيراه، وأثر أنكراه، وشر أضمراه، ودم أراقاه، وخبر بدلاه، وحكم قلباه، وكفر أبدعاه، وكذب دلساه، وإرث نصباه، وفيء اقتطعاه، وسحت أكلاه، وخمس استحلاه، وباطل أسساه، وجور بسطاه، وظلم نشراه، ووعد أخلفاه، وعهد نقضاه، وحلال حرماه، وحرام حللاه، ونفاق أسراه، وغدر أضمراه وبطن فتقاه، وضلع كسراه، وصك مزقاه، وشمل بدداه، وذليل أعزاه، وعزيز أذلاه، وحق منعاه، وأمام خالفاه.


اللهم العنهما بكل آية حرفاها، وفريضة تركاها، وسنة غيراها وأحكام عطلاها، وأرحام قطعاها، وشهادات كتماها، ووصية ضيعاها، وأيمان نكثاها ودعوى أبطلاها، وبينة أنكراها، وحيلة أحدثاها، وخيانة أورداها، وعقبة أرتقياها، ودباب دحرجاها، وأزياف لزماها (وأمانة خاناها).


اللهم العنهم في مكنون السر وظاهر العلانية لعناً كثيراً دائباً أبدا دائما سرمدا لا انقطاع لأمده، ولا نفاذ لعدده، يغدو أوله ولا يروح آخره، لهما ولأعوانهما وأنصارهما، ومحبيهما ومواليهما، والمسلمين لهما والمائلين إليهما، والناهضين بأجنحتهما والمقتدين بكلامهما والمصدقين بأحكامهما.
قل أربع مرات ) : اللهم عذبهم عذابا يستغيث منه أهل النار، آمين ربالعالمين(.
ودعا في قنوته ) :اللهم صل على محمد وآل محمد وقنعني بحلالك عن حرامك وأعذني من الفقر أني أسأت وظلمت نفسي واعترفت بذنوبي فها أنا واقف بين يديك فخذ لنفسك رضاها من نفسي لك العتبى لا أعود فإن عدت فعد علي بالمغفرة والعفو ثم قال العفو العفو مائة مرة، ثم قال: أستغفر الله العظيم من ظلمي وجرمي وإسرافي على نفسي وأتوب إليه، مائة مرة، فلما فرغ من الاستغفار ركع وسجد وتشهد وسلم

KUREYŞ'İN İKİ PUTU DUASI





Allah'ım Muhammed ve O'nun Âline salat da bulun! Kureyş'in de iki putuna, iki cibtine (şeytanına) ve tâğutuna, ve ifkine ve o ikisinin kızlarına ve emrine muhalefet eden ve vahyini inkar eden ve Senin nimetlerini yok sayarak reddeden ve Rasulü'ne karşı gelip isyan eden ve dinini alt üst eden ve kitabını tahrif eden ve ahkamını iptal eden ve farzlarını geçersiz kılan ve ayetlerine küfürle mukabele eden ve Senin dostlarına (velilerine) düşmanca davranan ve düşmanlarını veli edinen ve beldelerini harap eden ve kullarını ifsad eden bu iki kişiye lanet et!



Allah'ım! o ikisine, onların dostlarına lanet et! Allah'ım o ikisine ve onların ensarına da lanet et. Ki o ikisi, Nübüvvet evini harap ettiler ve onun kapısını kırdılar ve çatısını çökerttiler ve semasını yere, üstünü altına, dışını içine çevirdiler ve o evde olanların kökünü kestiler ve o evin ensarını yok ettiler ve çocuklarını katlettiler ve onun minberini Sen'in vasin ve varisinden boşaltıp İmamlığını inkâr ettiler ve Rablerine ortak koştular. Bunun sebebiyle o ikisinin günahı öyle büyüdü ki, o iksini de cehennemde sakara ebedîi olarak soktu. Sakarın ne olduğunu bilir misin? O hiçbir şeyi bırakmaz ve terk etmez!



Allah'ım! O ikisini işledikleri münkerler sayısınca ve gizledikleri hak kadar ve haksız yere çıktıkları minberi, onları veli edinen münafıkları ve onların yaptıklarını söylemeyi gizleyip erteleyenleri, eziyet ettikleri velinden ve her kovulmuş olanı barındırmalarından ötürü, sadık oldukları halde kovaladıkları herkesten dolayı ve yardım ettikleri her kafirden ve İmam olduğu halde kahrına uğraştıkları her imamdan, ve değiştirdikleri her farzdan ve inkar ettikleri her sünnetten ve gizledikleri her şerden ve akıttıkları her damla kandan değiştirdikleri her haberden, ve tebdil ettikleri her hükümden, ve sonradan uydurdukları her küfürden ve hakka karıştırdıkları her yalandan ve gaspettikleri her mirastan, ve kendilerine ayırdıkları her fey'den ve yedikleri her haramdan ve helal ettikleri her "humus"tan, ve tesis ettikleri her batıldan ve yapdıkları her cevrden ve zulümdan, ve yerine getirmedikleri her vaadlerinden ve nakzettikleri her ahidden, ve haram kıldıkları her helalden ve helal kıldıkları her haramdan, ve gizledikleri her nifaktan, ve içlerinde sakladıkları her hiyanetten, ve yarıp parçaladıkları her karından, ve kırdıkları her kaburgadan, ve yırttıkları her senedden, ve bozdukları her birlikten, ve aziz ettikleri her zelilden, ve zelil ettikleri her azizden, ve menettikleri her haktan, imamlara muhalefetlerinden, ötürü o ikisine lanet et!



Allah'ım!tahrif ettikleri her ayet , ve terkettikleri her fariza, değiştirdikleri her sünnet ve iptal ettikleri her hüküm, kopardıkları her rahim, ketmettikleri her şehadet, zayi ettikleri her vasiyet ve nakzettikleri her yemin,iptal ettikleri her dava, inkar ettikleri her delil, ve hiyanet ettikleri her emanet, ihdas ettikleri her hile, işledikleri her hiyanet, basıp çıktıkları her eşik, yuvarladıkları her taş, yapıştıkları her uydurma, gözetmeyip hainlik ettikleri her emanet, için o ikisini lanetle!.



Allah'ım! o ikisini, gizli olanda olduğu gibi, zahir ve aleni olanda da, o kadar çokça lanetle ki, bu lanetin ebediyen zaman var olduğu sürece ve kesilmeden devam etsin, sayısı asla tükenmesin, evveli olsun sonu olmasın! Bu lanet, hem o ikisine ve onların yardımcılarına ve ensarına, o ikisini sevenlerine onların dostlarına ve emri o ikisine teslim edenlere ve o ikisine meyledenlere, onlara kol kanat gerip onları koruyanlara, onların sözlerini dinleyip onlara uyanlara ve onların hükümlerini tasdik edenlere lanet et!



Ve[bundan sonra dört kez] şöyle de!

Allah'ım onlara öyle bir azap etki bu azaptan cehennem ehli sana sığınsın! Âmin Ya Rabbe'l-âlemin!





Bu duayı kunutta da okur:

"" Allah'ım Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât ve selamda bulun ve beni helalinle haramına ihtiyaç duymayacak şekilde kanaat eder kıl ve beni fakirlikten koru!

Ben, kendime kötülük ettim ve nefsime zulmettim, günahlarımı itiraf ediyorum. İşte ben Senin huzurundayım, nefsin için, nefsimden razı olduğunu al: Akibet sana dönüştür, bundan sonra günahlara dönmeyeceğim, eğer dönersem sen de bana mağfiretin ve affınla bak!

Sonra şöyle der:

"100 kez af af ! der, sonra 100 kez; Yüce Allah'a büyük günahlarımdan, cürümlerimden, nefsime karşı israfımdan, istiğfarda bulunuyor ve tevbe ediyorum.





Bu duayı bitirince, ruku ve secde edip selam verir.



www.mrsaawam.com/vb/13829.html - 63

www.mrsaawam.com/vb/13829.html - 63k

www.asoudaliraq.net/showthread.php?t=6314 - 102k

www.alhsa.com/forum/showthread.php?t=68089 - 45k

www.so.co.nz/arabic/viewtopic.php?p=8586&sid=1ce018770b0ddaa612aed7a426900ba3 - 25k

dhr12.com/?ai55 - 10k

www.youtube.com/watch?v=GzKvZc8a3bg&feature=related - 59k

www.d-sunnah.net/forum/showthread.php?s=&threadid=12956&highlight=%CF%DA%C7%C1 - 67k –



www.kuwaitchat.net/msgs/archive/index.php/t-22463.html - 6k

www.uae4ever.com/vb1/Emara3/thread49227.html - 46k



alburhan.com/articles.aspx?id=789&selected_id=-790&page_size=5&links=false&gate_id=0 - 101k

www.yahosein.com/vb/showthread.php?t=29029 - 123k

alhag.net/forum/showthread.php?p=22575&mode=threaded - 31k

www.istefta.com/ans.php?stfid=3172&subid=3 - 6k

www.sandroses.com/abbs/showthread.php?t=56364 - 119k

uk.youtube.com/watch?v=dKl02MeZ8U0 - 63k

althqlin.net/forum/showthread.php?t=9955&goto=nextnewest - 32k

www.kuwaitchat.net/msgs/showthread.php?t=22463 - 54k

www.jefoon.com/vb/showthread.php?t=1590 - 135k

www.islamonline.net/discussiona/message.jspa?messageID=21175&tstart=0 - 357k

www.tunisalmoslima.com/modules.php?name=News&file=article&sid=31 - 53k –

www.mwaheb.net/vb/showthread.php?t=4567 - 79k

www.d-sunnah.net/forum/archive/index.php/t-54329.html - 45k

www.altawhed.com/Detail.asp?InNewsItemID=272713 - 32k –

www.hewarona.com/vb/showthread.php?t=2197 - 197k

www.altawhed.com/Detail.asp?InNewsItemID=272713 - 32k

www.hewarona.com/vb/showthread.php?t=2197 - 197k

دعاء صنمي قريش. في بحارالأنوار ج82/ص 260.وعن البلد الأمين،وجنة المأوى يذكر. هو دعاء عظيم الشأن عظيم المنزلة رواه عبد الله بن عباس عن أمير المؤمنين عليه ...
www.3beedalhussain.com/ - 33k
موقع سماحة الشيخ : علي الكوراني العاملي - الكتب والمؤلفات / ضاع من ...

الخوئي اعترف بالتحريف من حيث لا يعلم بتوثيق دعاء صنمي قريش ! ... أما دعاء صنمي قريش ، فأرجو منك أن تقرأ بعد التوثيق ماذا قال .. يث فسر التحريف في المعنى . ...
www.alameli.net/books/index.php?id=1845 - 29k

www.paldf.net/forum/archive/index.php/t-11893.html - 16k

www.altawhed.com/detail.asp?InNewsItemID=272713&InTemplateKey=print - 18k –

alhassan.net/ - 29k

kasralsanam.com/books/awjaz07.htm – 87

www.sanabes.com/forums/showthread.php?t=28228
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/9/2008 - ÖMER’DEN BUSH’A GELİNCEYE KADAR İRAN’IN HEDEF

Kategori: Sosyal

ÖMER’DEN BUSH’A GELİNCEYE KADAR İRAN’IN HEDEF ALINMASI

 

      Baasçılar bir zamanlar bugün lağvedilmiş olan gazetelerinde II. Halife Ömer sözünü şu sözünü naklediyorlardı:

         “BEN BİZMLE FARİs AERASINDA DAĞDAN BİR ATEŞ OLMASINI İSTEDİM Kİ NE ONLARA BİZE ULAŞSINLAR VE NE DE BİZ ONLARA”

Özellikle de bu sözü bu yüzyılın seksenli yıllarında Baasçılar İran’ İslam cumhuriyetine düşmanca savaş ilan ettikleri yıllarda. Ömer bu sözünü, kendisinden rivayet edildiğine göre, İran’ın fethi günlerinde söylemişti. Bu da bize gösteriyor ki; İran’a düşmanlık meselesi; çok eskilere derinlere uzanan bir meseledir, yoksa bu İran devrimiyle gündeme çıkmış bir hadise değildir.

Acaba düşünebiliyor musunuz, eğer Ömer’in hayalleri (temennileri) gerçekleşmiş olsaydı, Ortadoğu bugün hangi hallerde olurdu? Yani Irak’la İran arasında ateşten bir dağ olsaydı!? Yani Müslümanların sınırları sadece Irak’a’ kadar olsaydı. Bunun da manası u şu demek oluyor; biz bu durumda Irak’ın ötesinde olan bütün İslam beldelerini İslam düşmanlarının lehine terk etmiş olacaktık. Böyle olunca da ne İran’da, ne Pakistan’da, ne Afganistan, ne Hindistan, ne Bengıladeş ve ne de Çin de İslam denen bir şey olacaktı.Hatta ne Tacikistan ve ne de Türkmenistan’da İslam denen bir din olacaktı..

Bu durumda da Müslümanlar, Asya kıtasındaki tüm stratejik derinlikleri kaybedeceklerdi. O halde de İslam Medeniyetini bütün özellikleri değişecekti. Çünkü,İslam’ın en büyük âlimleri, filozofları ve Müslümanların fakihleri Asya ülkelerindendir.Hatta bu durumda Ehl-İ Sünnet’in fıkhının bile keyfiyeti ve kimliği bozulacaktı, zira onların da en büyük fakihleri Farisîlerdendi; Ebu Hanife, Buharî, Müslim, er-Razi, İbn Mace ve et-Tirmizi onlardandır.Hatta Arap dilinin ne meşhur dilcilerinden olan Siybeveyhi yine Farisidir.

             EĞER ÖMER’İN ARZULARI GERÇEKLEŞMİŞ OLSAYDI, İSLAM SADECE ARAPLARA ÖZEL IRKÇI BİR DİN OLACAKTI.

 Böylece de İslam; bütün dünyaya doğru yol alması da engellenmiş ve bütün insanlığın evrensel bir dini olmaktan uzak kalacaktı. O zaman da Amerika ve Siyonist devlet bugün İslam’ın bütün dünyada; Amerika, Asya ve Batı ülkelerinde  yayılmamış olmasından dolayı büyük bir mutluluk yaşayacaktı.

   Güzel, Ömer’in arzuladığı bu ateşten dağ hiçbir zaman olmadı ya !! .Ancak biz Ömer’in bu temennisinin ağzından çıktığı günden bugüne kadar, bu arzu gerçekleşmemiş olsa da, birçok kişinin ve gücün bu Ömeri temeniyi gerçekleştirmek ve Irak’la İran arasına gerçek veya en azından psikolojik bir bir engel-perde koymak için uğraştıklarını görürüz. Ömer’in  bu arzusu tarihte bir çok değişik vecheleriyLe ve değişik yönetimler tarafından gündeme gelmiş ve çeşitli şekillerde tatbik alanına konulmak istenmiştir. Bu bazen İran’a karşı Arap Milliyetçiliğini kışkırtmakla ve bazen de Farisi Irkçılığını Arapların aleyhinde kışkırtmakla gündeme gelmiştir. Kimi zaman da Osmanlı Devleti ile Safeviler arasında mezhep unsurunu kulanmışlar. Bu konuda o kadar oyunlar sergilenmiştir ki bunlar saymak mümkün değildir.

Sonunda gelip bu çağımıza yetişitik. Derken Baasçı düşmanca saldırırla İran’ı hedef alır. Sekiz yıl süren savaşta geberik Şah’ın iktidarının geri iade edilmesi için savaş sürer. AFLAKÇILAR bu savaşta hem Arapçılık kartını hem de mezhepçilik kartını kullandılar.

Böylece Irak ve Arapların baş meselesi ansızın İran oluverdi. Böylece durup dururken, İran, başta Irak’ın sonra da tüm Arapların ve Arap kavmiyetçilerinin ve Arap varlığının baş düşmanı oldu. Öyle ki Saddam Irak’ın her tarafında Bağdad’da ve Basra’da parmaklarıyla İran’ı işaret eden heykeller diktirdi. Tıpkı Savunma Bakanlığının önünde Babu’l-Muazzam’da olduğu gibi  Şattularab ve Basra’da bir çok askeri komutanın heykelleri bu amaçla dikildi. Tabii olarak heykeller yüzlerini düşmanca Bu Şark’ta olan diğeri de Garp’ta olan. İran’a çevirmiş onluca sırtını da Siyonist devlete dönmüş olmaktadır. Gerçekte de böylece İsrail ve Siyonist Arapların düşmanı olmaktan çıkıp sadece İran Arapların düşmanı oluverdi. Tağut Saddam’ın oğlu Uey’in emrinde olan Gençlik Tv. Programına başladığında ilk on dakika Irak İran savaşından söz ederdi. Bu programın adı da “UNUTMAMAMIZ İÇİN” idi. Hâlbuki bu sıralarda bütün Irak halkı açlık yokluk ve sefaletin kucağında inliyor, hepsi işsizlik sebebiyle ekonomik sorunlar yaşıyordu. Aflakçı rehim ise İran’a düşmanlık etmekten başka bir şey bilmiyor ve Siyonist İsrail’e sırtını dönüyordu.

   Derken bu karanlık Aflakçı rejim çekip gitti. Bunun ardından yeni bir dönem, özgürlük dönemi başladı. Fakat her halükarda Ömeri temenniler yeni rejim tarafından da kabule doğru yol almaktadır. Bir de baktık ki Iraklılar birden bire mücrimlerin sözcüsü durumunda olan savunma bakanı Adnan Haşim ve Sultan Haşim kendisinden öncekilerin izlediği yolu izlemeye başlamışlar. Birde gördük ki o da (Adnan Haşim ) düşmanca, eliyle İran’ı işaret ediyor. Amacı da Irak’ı yeniden İran’a düşman etmek tıpkı bir zamanlar bakanlığının önünde eliyle İran’ı işaret eden eğik heykel gibi. Gaye, İran’a düşmanca uzanan ve Irak halkına felaketlerden başka bir şey kazandırmayan cani ellere güç vermek için.

   Fakat bu kez, Ömer’in temennileri bu kez çok farklı boyutlarda ve farklı mecralarda seyrediyordu.  Öyle ki, Ömer’in bu arzusunu uluslararası güçler yeniden Amerika’nın eliyle canlandırıp hayata geçirdi.  Ancak durum daha önce bölgesel çatışma olmaktan daha ileri boyuttadır.

AMERİKA İSE, ÖZELLİKLE ÖMER’İN ARZULARININ YENİ BİR SİYASETLE TEKRAR İRAN İLE IRAK ARASINDA MADDÎ VE MANEVÎ BİR ENGEL OLUŞTURMAYA ÇALIŞMAKTADIR.

Irak halkı arasında İran’ı da hedef alan Amerikan’ın istediği nefret ve düşmanlık girince de Amerika’nın, Irak topraklarını kullanarak karadan ve havadan Amerika’nın karşısında gerçek bir engel oluşturan 'İran’a saldırması için Irak’ta ciddî hiçbir Şii direnişle de karşılaşmamış olacak.  Böyle olunca da halkın genel kabulü sebebiyle de İran’a yapılacak bu saldırlar geçici veya daimi bir Irak hükümeti için hiçbir utanç oluşturmayacak, ya da Irak Şiilerinin kalbine ekilen İran düşmanlığı ve neme lazımcılık sebebiyle İran’a saldırlar bir muhalefetle karşılaşmayacak.

Amerika’nın İran’ı Irak topraklarına girmekle suçlaması, aptalca olan suçlamalardır. Fakat ne yazık ki, bu suçlamalar Irak Şiileri arasında da kabul görmeye başlamış durumda.

EĞER İRAN ŞAHSİ ÇIKARLARI İÇİN IRAK’IN İÇİŞLERİNE MÜDAHALE EDECEK OSAYDI, KOLAYLIKLA VEHHABİ TERÖRİSTLERE YARDIM EDEBİLİR VE IRAKTAKİ REJİMİM YIKILMASI İÇİN SÖYLEMDİĞİ GİBİ MUKTADA SADR’A –SANILDIĞI GİBİ- YARDIM EDERDİ. (!!!???)

Özellikle de Irak’ta güvenliğin iplerini elden çıktığı bir zamanda.

ÖMERÎ TEMENNİLER; BU KEZ, DAHA ÖNCEKİLERDEN ÇOK DAHA TEHLİKELİ. ÖYLE Kİ BU TEMENNİ –ARAPLARIN –ELİNDEN ÇIKIP BÜYÜK GÜÇLERİN ELİ NE GEÇTİ.

 IRAKTA MÜMİNLER –BUNUNLA MAZLUM OLAN- ŞİİLERİ KASDEDİYORUM; KENDİLERİNE KARŞI GİZLİDEN VE AÇIKTAN TÜM İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN DÜŞMANCA, SİYASÎ VE EKONOMİK GÜÇLERİN ÇALIŞTIĞININ ÇOK İYİ FARKINDADIRLAR.

 Gizli suikastlarla Kitlesel katliama maruz kalan onlardır. “La Havle Ve La Kuvvgfte İlla Billah”

 Onların önünde;  sadece  “ALİ ALLAH’IN VELİSİDİR” sözünden ötürü savaşıldığını hatırlayıp unutmamalarından başka bir seçenek kalmamıştır.

EĞER BU ŞEHADET OLMASAYDI, IRAK’TA OLDUĞU GİBİ İRAN’DA ŞİİLERE NİÇİN DÜŞMANLIK EDİLSİNDİ Kİ ?

Şiilerin yapması gereken yeniden bu şehadete dönmek ve eski zamanlarda olduğundan daha şiddetli olarak ona yapışmaktır. Çünkü bu şehadet onları sahil-i selamete çıkaracak olan tek köprüdür.

 Eşhedu enne Aliyyen Veliyyellahi !! Tüm düşmanların Irak ve İran’da Şiiler arasına sokmak istedikleri düşmanlıkların bozguna uğraması demektir.

  “Eşhedu enne Aliyyen Veliyyalhi”; İran’ın; Irak’ın ne ilk, ne ikinci ve ne de üçüncü ve ne de son düşmanı olacağını ilan etmektir.  Yani hiçbir şekilde Irak’a düşmanlık etmeyecektir.

ÇÜNKÜ ŞİÎ HİÇ BİR ZAMAN ŞİÎ’YE DÜŞMANLIK ETMEYECEKTİR. Şİİ ŞİÎ’NİN KARDEŞİDİR, İSTER ARAP İSTER KÜRT, İSTERSE FARİSÎ, İSTERSE AFĞAN VEYA BAŞKALARINDAN OLSUN!

 “Eşhedu enne Aliyyen Veliyyellahi”; demek, Irak’taki rejim eğer İran’a olan düşmanlığını devam ettirmesi demek: bu rejimin eşhedu enne Aliyyen Veliyyellahi” şehadetine düşmanlık etmesi demektir..

GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ, GELECEKTE HİÇBİR DEVLET VEYA REJİM OLMASIN Kİ, BU ŞEHADETE DÜŞMANLIK ETMİŞ OLSUN DA, ONUN ÖNÜNDE HEZİMETE UĞRAMIŞ OLMASIN!

“Eşhedu enne Aliyyen Veliyyellahi” şehadeti daima baki kalacak ve onun bütün düşmanları yok olacak.

 Ömerî temennî, Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) “ DİN SÜREYYA DA DA OLSA FARİSTEN BAZI KİŞİLE ONU ELDE EDECEK”

Sözünü işittiği halde; bu temenni o kişilerin (Ricalin) Süreyya’ya erişmesine engel olmak istiyordu.

PEKİ, BU DURUMDA ÖMERÎ TEMENNİLER ARZULADIĞINI ULAŞTI MI, YOKSA BU ÖMERÎ TEMMENİLER YERLE BİR Mİ OLDU? EVET, ÖMER’İN ARZULADIĞI ŞEY YOK OLUP GİTTİ. ÇÜNKÜ (FARİSTEN OLAN) O ADAMLAR SÜREYYA’YA VARDIKLARINDA ORADA EŞHEDU ENNE ALİYYEN VELİYYELLAHİ ŞEHADETİNİ BULDULAR. BUNUN ÜZERİNE BİLDİLER Kİ, BU SÖZ UĞRUNDA SÜREYYA’YA ÇIKILMAYI HAKEDEN BİR SÖZDÜR.

nabilalkarkhy.net 

 

 

 

ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLMESİ İÇİN KÜÇÜK BİR YORUM:

 

 

Kendini bilmez bu zavallı, zannediyor ki, Ömer (ra) sadece Irkîi amaçlarla ve Arapçılık zihniyetiyle bir zamanlar Arapların onların emperyal yönetimleri altında iken onlardan çektiklerinin intikamını almak için Pers İmparatorluğunun topraklarına saldırmıştır. Peki, bu yazar Müslüman ve de Ali’yi çok seviyor da, nasıl oluyor da kâfir Pers İmpratorluğuna Hz. Ömer’in fetih seferleri düzenlemesini, BUSH’un Tüm İslam Âlemine karşı düşmanca saldırısına benzetebiliyor? Üstelik Ömer zamanında ne Ali meselesi vardı ne de Irak’ı İran’a düşman etmek diye bir mesele![olsa bile İslam Irak Mecusi İran’a karşı olmuş olacaktı. Eğer Bush’a sadece bunun için düşman olunuyorsa Ömer’e neden düşman oludunduğu da zaten anlaşılmış olur.] yoktu. Bu yazara göre acaba Ali de mi İranî’dir yani Perslerdendir? Sanki Ali (ra) Halife olduğunda sanki daha önce kendi taraftarları olanlarla savaşmadı ve onları ateşte yakmadı. Peki, Ali’nin savaştığı bu insanların çoğunun kökenleri Faris değil miydi? Bugün İran’da HZ: Ömer’in (ra) katili kâfir Ebu Lu’lue’nin görkemli türbesinin dualarla ziyaret edilmesinin gerisinde; acaba Ali’nin [1] (ra) sevgisi mi yatmaktadır yoksa İslam öncesi kâfir İranlıların intikamını alan bir zihniyetin uzantısı ve yıkılan bir İmparatorluğun intikamının alınması sebebiyle bir teşekkür mü yatmaktadır?

     Peki, Ömer’i sevenler bu durumda nasıl davranmalı ya da Araplar kendilerinden bir İmamı öldüren bir kâfirin kabrini salâvatlarla ziyaret edenlere nasıl kardeşlik ellerini uzatacaklar?  Çünkü onun mel’un kabrini ziyaret eden ÖMER (radiyallahuanhu ve erdahu) düşmanı birçok insan; “Allah’ım bizi onunla haşret” diye dua ediyorlar” Mademki BUSH (!) -haşâ- çağdaş bir Ömer’dir; peki, Ömer’e düşman olan da Çağdaş bir Kisra mıdır’  midir?  O zaman Siyonist Yahudi devletinin ÖMER’e düşmanlığına karşılık onu tebrik etmek mi gerekiyor kınamak mı? Zira Kudüs-ü Şerif ONUN Orduları tarafından fethedildi. Şimdi Siyonizm’e düşman olduklarını söyleyenlerin aynı zamanda Ömer2e düşmanlık etmeleri ve O’nun katilini kutsamalarının arasında bir ilgi olup olmadığı üzerinde düşünme hakkımız doğmuş olmuyor mu? Üstelik Ömer’i seven Filistinli Müslümanlarla O’nu Bush gibi İran’a düşmanı görenler; acaba nasıl kardeş olacaklar ve acaba Ömer’i sevmeyenler nasıl oluyor da O’nun fethettiği Kudüs’ü kurtarmak için propaganda yapıyorlar? Ömer’i sevenlere Kudüs’ü bırakmama için mi yoksa ne? Acaba bu işte bir problem yok mu sanıyorsunuz? Evet La Havle Ve la Kuvvet İlla Billah”

                                                                  10 Nisan 2008



[1]       Bu manzaraları internette dahi seyredip izlemek artık mümkün hale gelmiştir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/9/2008 - [HZ.] ÖMER’DEN BUSH’A [a.l] GELİNCEYE KADAR İRANR

Kategori: Sosyal

[HZ.] ÖMER’DEN BUSH’A [a.l] GELİNCEYE KADAR İRAN’IN HEDEF ALINMASI

 

NEBİL EL-KERHÎ

                     ______________

( TARİHÎ ÖMER (RA) DÜŞMALIĞININ YENİDEN DİRİLTİLMESİNİN BİR ÖRNEĞİ)

 

İran’ın ve Kudüs’ün Fatihî; İslam’ın adil halifesi ve Farisîlerin İslam’ının Vesilesi ÖMER’in G. W. Bush gibi Saldırgan ve Emperyalist Gösterilmesi

 

 

 

 

tercüme ve yorum

Mehmet Emin Akın

إستهداف إيران .. من عمر إلى بوش

نبيـل الكرخي

طالما كان البعثيون يرددون في وسائل إعلامهم المنحلّة مقولة الخليفة الثاني عمر بن الخطاب : (وددت أن بيننا وبين فارس جبلا من نار لا يصلون إلينا منه ولا نصل إليهم ) ، لاسيما في إثناء حرب العدوان البعثي على جمهورية إيران الإسلامية في الثمانينيات من القرن العشرين الميلادي ، وحيث أن عمر بن الخطاب كان قد قال مقولته تلك ـ فيما روي عنه ـ فإن ذلك يكشف لنا أنَّ مسألة العداء لإيران هي مسألة موغلة في القدم وليست وليدة الثورة الإسلامية فيها.

ترى ماذا كانت ستكون عليه منطقة الشرق الأوسط لو تحققت أمنية عمر بن الخطاب ، أي أن يكون هناك جبل من نار بين العراق وإيران ، أي بمعنى آخر أن تكون حدود بلاد المسلمين إلى العراق فحسب ، معنى هذا إننا سنخسر كل المناطق والبلاد الإسلامية لصالح أعداء الإسلام ، فلن يكون هناك إسلام في إيران ولا في باكستان ولا في إفغانستان ولا في الهند ولا في بنغلادش ولا في الصين ولا في دول طاجكستان ولا تركمانستان ...إلخ ، كان المسلمون سيفقدون العمق الستراتيجي لهم في قارة آسيا كلها ، كانت ملامح الحضارة الإسلامية ستتغير كلياً لأن معظم العلماء والفلاسفة والفقهاء المسلمين هم من تلك البلاد الآسيوية ، وملامح فقه أهل السنة كان أيضاً سيتغير لأن معظم فقهائهم هم من الفرس فمنهم أبو حنيفة والبخاري ومسلم والرازي وإبن ماجة والترمذي و....إلخ ، بل إنَّ سيبويه أبرز علماء اللغة العربية أيضاً كان فارسياً !

لو تحققت أمنية عمر بن الخطاب فإن الإسلام كان سيكون ديناً قومياً خاصاً بالعرب ، ولأمتنع عن الإنطلاق نحو العالمية ليكون ديناً عاماً لكل البشرية ، ولكانت أمريكا والكيان الصهيوني اليوم أكثر سعادة بسبب عدم إنتشار الإسلام في بلاد الغرب وقارة أمريكا وقارة آسيا.

حسناً لم يحدث ذلك الجبل الناري ، ولكن منذ اليوم الذي أنطلقت فيه تلك الأمنية العمرية وإلى اليوم نجد الكثير من الأشخاص والقوى تحاول أن تطبق نظرية عمر بن الخطاب في إيجاد حاجز حقيقي أو على أقل تقدير نفسي بين إيران والعراق ، ولقد تنوعت مظاهر الأمنية العمرية عبر التاريخ وبإختلاف السلطات التي حاولت تطبيقها والظروف التي واجهتها ، فتارة يتم إثارة النعرة القومية العربية ضد إيران ، والنعرة القومية الفارسية ضد العرب ، وتارة يستخدمون عنصر التعصب المذهبي في صراع طويل بين الدولتين الصفوية والعثمانية ، مؤامرات كثيرة ومتنوعة يصعب إحصاءها ، حتى إذا وصلنا إلى العصر الحاضر ، وبدأ العدوان البعثي ضد الجمهورية الإسلامية في حرب الثمان سنوات من أجل إسقاطها وإعادة نظام الشاه المقبور ، بدأ العفلقيون يستخدمون الورقة القومية تارة والمذهبية تارة أخرى ، وأصبحت مشاكل العراق والعرب جميعاً مصدرها إيران بصورة مفاجئة ، وأصبحت إيران هي العدو الأول للعراق وللعرب وللقومية العربية وللوجود العربي كله لدرجة أن بدأ النظام الصدامي يضع التماثيل والنُصُب في بغداد والبصرة وهي تشير بيد العداء تجاه إيران ـ كما هو حال النصب أمام وزارة الدفاع في باب المعظم في بغداد وتماثيل القادة العسكريين المقبورين على ضفاف شط العرب في البصرة ـ وطبعا إذا كانت النُصُب والتماثيل تتجه بالعداء لإيران فهي تدير ظهرها للكيان الصهيوني ، فهذا في الشرق وذلك في الغرب ، وفعلاً لم يعد الكيان الصهيوني واقعاً هو العدو الحقيقي للعراق والعرب بل إيران ، وذلك أيام حكم الطاغية المُنتهك ـ لدرجة أنَّ تلفزيون الشباب سيء الصيت الذي يملكه المقبور عدي ، كان حين يفتتح برامجه في منتصف التسعينيات يبث برنامجاً لمدة عشر دقائق يومياً حول حرب الثمان سنوات مع إيران التي دارت في الثمانينيات ، وقد أطلق على ذلك البرنامج أسم (لكي لا ننسى) ! في نفس الوقت الذي كان فيه ملايين العراقيين يعانون من الحصار والمشاكل الإقتصادية والبطالة ونقص الأدوية ، في ذلك الوقت لم يكن لدى القيادة العفلقية من شاغل سوى أن تعلن عدائها لإيران وتدير ظهرها للكيان الصهيوني.

وأنقضى ذلك العهد العفلقي المظلم ، وبدأ عهد جديد ، عهد الحرية ، لكن الأمنية العمرية ما زالت تجد طريقها للقبول من قبل السلطات الجديدة ، إذ تفاجىء العراقيون بوزير الدفاع الجديد ـ خليفة المجرمَين عدنان خير الله وسلطان هاشم ـ يسير بسيرة من سبقه فإذا به يشهر يده لتشير نحو إيران بالعداء ، وليصبح هذا العداء سياسة دائمية لوزارة الدفاع العراقية كما هو حال النصب الماثل أمامها في باب المعظم ! ولتنظم يد وزير الدفاع إلى تلك الأيادي الأثيمة المتجهة لإيران والتي لم تجلب للشعب العراقي سوى الويلات والحروب والقتل والتشريد.

لكن الأمنية العمرية هذه المرة لها ابعاد جديدة ، إذ تم تفعيل هذه الأمنية من قبل قوى عالمية متمثلة بالولايات المتحدة الأمريكية وليس الحال كما هو من قبل حين كان الصراع إقليمياً ، فأمريكا تريد تطبيق الأمنية العمرية بسياسة جديدة مبنية على إيجاد حاجز نفسي ومعنوي بل مادي أيضاً إنْ أمكن بين الشعب العراقي والشيعة بصورة خاصة وبين إيران ، حتى إذا نجح المخطط الأمريكي بإيجاد حالة من الكراهية الشعبية في العراق تجاه إيران فإنَّ مسألة إستخدام أمريكا لأراضي العراق للهجوم براً أو جواً على إيران لن تلقى معارضة جدية من قبل شيعة العراق خاصة ، الذين يشكلون العقبة الوحيدة في هذه المسألة ، ولن يشكل ذلك الهجوم حرجاً على الحكومة العراقية المؤقتة أو الدائمية بسبب وجود قبول شعبي له أو لا مبالاة شعبية تجاهه قائمة على أساس الكراهية المزروعة في نفوس شيعة العراق تجاه إيران.

فالتهم التي توجهها أمريكا لإيران بالتدخل في العراق هي تهم ساذجة ولكنها مع الأسف بدأت تلقى قبولاً داخل بعض الأوساط الشيعية ، فلو كانت إيران تسعى للتدخل في العراق لمصالح خاصة بها لكان من السهولة عليها دعم الإرهابيين من الوهابية وفلول النظام السابق وبنفس الطريقة التي يزعمون بها أنها دعمت تيار السيد مقتدى الصدر ، فالأمر ليس بعسير لاسيما مع الإنفلات الأمني في العراق.

الأمنية العمرية هذه المرة أخطر من سابقتها إذ إنها إنتقلت لتنفذ بيد قوى عالمية متنفذة ، وليس أمام المؤمنين في العراق وأعني بهم الشيعة المظلومين وهم يشعرون بأنهم وسط قوى معادية كثيرة تعمل ضدهم في الخفاء والعلن ، قوى مخابراتية وإقتصادية وسياسية تكالبت عليهم ، وهم يتعرضون للتصفية المنظمة عبر الإغتيالات ، ولا حول لهم ولا قوة إلا بالله ، ليس امامهم ليواجهوا هذه المؤامرة الشرسة سوى أن يتذكروا أنهم يُحارَبون من أجل شهادة ( أنَّ علياً ولي الله ) ولولا هذه الشهادة لما توجه أحد بالعداء للشيعة لا في العراق ولا في إيران ، فعليهم أن يعودوا لهذه الشهادة وليتمسكوا بها أشد مما كانوا يفعلون في القرون الماضية ، إذ إنَّ هذه الشهادة هي جسر عبورهم إلى شاطيء الأمان.

( أشهد أنَّ علياً ولي الله ) تعني فشل مؤامرات الأعداء بالتفريق بين الشيعة في العراق وإيران.

( أشهد انَّ علياً ولي الله ) تعني أنَّ إيران لم تكن ولن تكون العدو الأول للعراق ولا العدو الثاني ولا الثالث ولا أي عدد آخر من الأعداء ، إذ إنَّ الشيعي لا يعادي الشيعي ، والشيعي أخو للشيعي سواء كانوا عرباً أم كرداً أم فرساً أم أفغان أم غيرهم...

( أشهد أن علياً ولي الله ) تعني إنَّ النظام الجديد في العراق إذا أراد أن يصر على عدائه لإيران فهو بذلك يصر على معاداة شهادة ( أن علياً ولي الله ) ، ولم يحدث سابقاً ولن يحدث في المستقبل أنَّ سلطة أو دولة جاهرت بالعداء لهذه الشهادة ولم تندحر أمامها ، فشهادة ( أنَّ علياً ولي الله ) باقية والإندحار لكل أعدائها.

الأمنية العمرية سمعت رسول الله صلى الله عليه وآله وهو يقول : ( لو كان الدين في الثريا لتناوله رجال من فارس ) ومع ذلك كانت تلك الأمنية تسعى لمنع أولئك الرجال من أن يصلوا إلى الثريا ، أفنجحت أم أندحرت تلك الأمنية العمرية ؟ بلى لقد إندحرت لأن أولئك الرجال حين وصلوا للثريا وجدوا شهادة ( أن علياً ولي الله ) ، فعلموا أنها الدين الذي يستحق الصعود إلى الثريا من أجله.

nabilalkarkhy.net

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/9/2006 - Tevhid ve Şirk

Kategori: imani_bilgiler

Tevhid ve Şirk

 

        Tevhidi mana olarak incelemeyeceğim. Sadece Tevhid inancını yorumlayacağım. Aynı şekilde şirki kelime manasına inerek, klasik bir anlatıma girmeyeceğim. Zaten Tevhid inancının unutulduğu günümüzde bu inanç yüzeysel bir biçimde anlatılıp geçilmiştir. Tevhid evrenin değişmez yasasıdır. Kainatın bir elden tasarlanması, yaratılması ve dizayn edilmesidir. Tek elden yönetimidir. Bu birliği bilip, iman edenler veya bilmeden cahilane isyan edenler açısından durum değişmez. Düzen kuran ve yaratanın, yarattıkları arasındaki uyum ve ahenk ve de oto kontrol, yaratılanlar bilmese de, inanmasa da yazılan ilahi kanunlar çerçevesi ve bütünlüğü içerisinde süregelir. İşte Tevhid bir yönüyle Allah’ın her şeyi an be an, sürekli ve kesintisiz idare edip, yaratmasıdır. Ben su içmeden, hava solumadan yaşayacağım diyebilen var mı.? İşte yaşamak için gerekli olan ve en basit gördüğümüz şeyler, tevhidin gerçek unsurlarından başka bir şey değildir. Birisini olduğu yerden alsanız, yerini veya işleyiş mekanizmasını değiştirseniz tüm tevhid düzenini bozarsınız. Bunların hepsi, birisini dahi yok sayamadığınız yüce bir düzenin parçalarıdır. Her şey konunun başında da vurguladığımız gibi, bir bütünün çıkarılamaz, ihmale gelmez parçalarıdır. İnsanın tevhid inancına yapacağı her türlü müdahale o’nu, Allah’ın dini olmaktan çıkarılmış, değiştirilmiş ve bozulmuş beşeri bir şirk dinine sokacaktır. Bu yeni uydurulmuş ve tahrif edilmiş şirk dinini nefislerine hoş geldiği için, “zaman böyle, zamana uymak lazım, bu çağda bu kadar da olsun ne olacak” mantığıyla Allah’ın Kurandaki Tevhid dinine tercih edenler, koyu bir karanlığın içine düşmüş, nefislerini ilahlaştırmış ve şeytanın oyuncağı olmuş zavallılardır. İslam; evrenin ve bütün varlıkların yaratıcısı Allah’ın insanlar için tekamüle ulaştırdığı son Tevhid dinidir. Değişmesi mümkün olmayacak şekilde korunmaktadır. Her ne isim altında olursa olsun, günümüz insanına İslam’ın yeni bir yorumu gibi sunulan, fakat Kur’an dışında her türlü beşeri zaafiyeti taşıyan dini yaklaşımlar şirk dininin yeni bir versiyonudur. Çünkü dinin sahibi yüce Allah kimseye böyle bir yetki vermemiştir. Dileseydi insanlara yeni bir peygamber gönderir ve dini kıyamete kadar risaletle de koruyabilirdi. Demek ki bilim ve teknolojinin gelişmesi, iletişimin insanların birbirine bir tuşa dokunmak kadar yakınlaşacağını murad eden ve bilen  yüce Allah, elbette ki neyin ne zaman iyi ve yerinde olacağını yarattıklarından öğrenecek değildir. Yaratılmış kulların yapacağı tek şey Allah’ın her konudaki tercih ve hükmüne teslim olmak ve hikmetini idrak etmektir. Bu insanın iç aleminde nefsin ve şeytanın oluşturmaya çalıştığı vesveseden şirke uzanan imansızlığı ve her türlü ruhi sapmaların önüne konacak tek çözümdür. Allah’a imanla tatmin olan insanlık, bütün sosyal ve psikolojik rahatsızlıkları daha rahat göğüsleyecek ve çözümsüzlük içinde bocalamaktan kurtulacaktır. Bu durum insan hiçbir problem yaşamayacak şeklinde algılanmamalıdır. Zira dünya imtihan dünyasıdır ve gerek insanın kendinden kaynaklanan, gerekse Allah’ın denemek için kullarına çeşitli sıkıntılar yüklemesi ile çeşitli sorunlar yaşanabilir. Bu konuda yüce Allah Kur’an’da birçok ayetinde zaten bu konuda bize haber vermektedir. Hatta sıkıntılarla denenen insanların müsterih olmaları ve bu gibilerin çektikleri sıkıntıların karşılığında çok büyük mükafatlara kavuşacağı haber verilmektedir. Herkes Allah’a olan imanı nisbetinde dünyanın maddi ve manevi sıkıntılarından etkilenecektir. Allah’ın yarattığı ve dizayn ettiği dünya hayatının hiçbir yönünde eksiklik ve fazlalık bulunmaz. Problem insanın bunu algılama mantalitesindedir. Noksanlık veya zaafiyet insanın yaratılmış olmasındandır. Kendini bilen rabbini bilir. Olaylara öğrenmek ve keşfetmek için bakar, tanıdığı ve keşfettiği her şey onu yaratanına bir adım daha yaklaştırır, bu da rabbini daha iyi bilmesini sağlar. Tevhid bölünme kabul etmez. Yaratan hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. “İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? (Meryem-67) "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mü’minun-115) Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler. (Al-i İmran-191) Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline! (Sad-27)“ Kainata Tevhid gözüyle bakan herkes, bu birliğe tabii olur ve yeryüzünde akıl ve irade sahibi olmayan diğer varlıkların bile bozmadığı tevhidi hayatlarına hakim kılarak, dünyayı bir cennet bahçesine çevirebilirler. Yoksa yapılan her türlü yanlış eylem ve tahribat öncelikle insanın kendi dünyasına zarar verir ve yaşanmaz hale gelir.

        İnsanın maddi dünyası gibi, manevi yani inanç dünyası da tevhidi zorunlu kılar. İnanç çoğulculuk tanımaz. Yani insan bir fikir ekseninde inancını şekillendirir. Hayatını da bu inanca göre yaşar. Velev ki  inancı doğru ilkeler üzerine bina edilmiş olmasın. Dünya hayatı insanların inançlarına göre yön bulur. Daha açık ifadeyle, kişi inandığı gibi yaşar, eğer insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Dolayısıyla yeni bir inancın sahibi olur. Yani ben şimdi farklı ve zamana göre böyle yaşıyorsam da eski inancımı bırakmadım, diyen bir insan doğru söylemiyordur. Çünkü yaşamaya başladığı yeni hayatı onun inancını da o yönde değiştirmiştir. Veya ikiyüzlülük yapan, yani hem Müslüman’ım diyen hem de her türlü İslam düşmanlığını yapmaktan geri durmayan münafıklar da böyle değil midir.? “Siz onları sevmeye hazırsınız, ama onlar, bütün vahiylere inansanız bile sizi sevmeyecekler. Ve sizinle karşılaştıklarında, "Biz sizin inandığınız gibi inanıyoruz!" derler: ama kendi başlarına kalınca size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizle kahrolun! Unutmayın, Allah insanların kalplerinde ne varsa hepsini bilir!" (Al-i İmran-119) Bu, kalbin inançla eylem arasındaki değişimden etkilenen bir yapıda olmasındandır. İnandıklarını yaşamayan insanların tutarsız söz ve davranışları, yaşadıkları halin kalplerinde yol açtığı bozulmanın dışa yansıması ve tezahürüdür. Yani kabına ne koyarsan onu görürsün. “Ben aslında çok iyi bir insanım kalbim çok temizdir.” demek, zaten kalbin içinde bulunduğu bozukluğu, ikiyüzlülükle örtbas etmektir. (Hangi deterjanla yıkadıysa, herkesi kendi gibi ahmak sananlar, aslında bu halleri ile de kalplerindeki bozukluğu göstermiyorlar mı.?) Velhasıl kalp yine tek bir hal üzeredir.

         İslam inancı kalplere hapsedilmiş bir inanç da değildir. Kişinin amelleri bunun en büyük göstergesidir. Yine amel olmadan kuru bir inanç iddiasının da İslam’da bir değeri yoktur. Amel inancı ayakta tutan yegane unsurlardan birisidir. Tevhidin bilinmesi ve kalpte yaşanması iman ve amel bütünlüğü içinde mümkündür. Amelsiz bir inanç meyvesiz ağaç gibidir, meyve veren bir ağacın meyve vermemesi nasıl bir anormallik ise, amelsiz iman da öyle anormal bir durumdur. Temelde tevhidin şekillendirdiği bir inanç örgüsünde, kalple akıl ahenk ve uyum içerisindedir. Böylelikle evrensel tevhidle insanın manevi dünyasındaki tevhid, Allah’ın koyduğu birlik ve bütünlük içerisinde bozulmadan hayatını sürdürür. Sözde dünyayı ıslah ettiklerini iddia edenler, aslında bozguncuların ta kendileridir. Dünyayı yaratan mı bilir, yoksa kendileri de yaratılmış olan zavallı ve acziyetinin farkında olmayan insanlar mı.? Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. (Bakara 11-12) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat-56)  "Ey ademoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?" (Yasin 60-61) Evrenin sahibi olan Allah diyor ki, sizi ancak bana kulluk edin diye yarattım. Ama ileri geri zekalı olanlar, zamanı da yaratan Allah olduğu halde, kendilerini çağdaş zanneden, fakat çağın dışında kendi nefsi ve hevasından kurguladığı hayal aleminde yaşayan, bir gün sonrasına bile ömür garantisi olmayan bu zavallı çağdışı yaratılmışlar, Allah’ın arzında ahkam kesmeye devam ediyorlar. Eğer güçleri varsa kendileri Allah’ın olmadığı bir dünya kursunlar ve orayı imar ve ıslah etsinler. Yine kendilerine itaat edecek yeni mahluklar yaratsınlar ve onların hayatlarını tanzim edip, helal ve haramlar koysunlar, güçleri yetiyorsa birde kutsal kitap yazsınlar ve herkesi kendilerine boyun eğmeye mecbur etsinler. Bu söylenenleri iddia eden kim olursa olsun, akıl sağlığı yerinde olan her insan tarafından, dinlenmediği gibi, deli muamelesi ile tımarhaneye atılır. Hal böyle iken bunları söylemeden, kendilerini Nemrut veya Firavun misali görenler, insanoğlunu bu şekilde bir teslimiyete inandırmışlar veya birçoğunu da maalesef gönüllü köleler olarak mahkum etmişlerdir. Allah şeytana kulluk etmeyin derken, görünmez bir varlıktan ziyade, yaşanan hayata egemen olan şeytani yapılanmayı ve kula kulluğu,  yani İslam dışı bir hayatı kastetmiştir. Yoksa tarih boyunca açıktan şeytana tapanlar çok az olmuştur ve bu satanistler toplum tarafından da kabul görmemiştir. Allah’a kulluğun olmadığı yerde, Allah’a ilk isyan eden varlık olan şeytan sembolize edilerek, onun insanın apaçık bir düşmanı olduğu, insanın bu hataya düşmemesi gerektiği, yüce Rabbimiz tarafından özellikle vurgulanmıştır. İşte insan hayatındaki tevhidin bozulması sonucu, şirk hayata egemen olmaktadır. Tevhid ve şirk birbirine zıt iki hayattır. İnsanoğluna düşen bu iki zıt hayatın ayırımını doğru yapmak, yani hakkın içine batılı karıştırmadan yaşamaktır. Allah yokmuş gibi yaşamak ve konuşmak ancak sapık şeytana yakışır. Dünya hayatının sonunda kurtuluşa ermek için tek yol Allah’a kulluktur.

 

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/8/2006 - Nasıl Uyutuluyoruz – 1 ?????

Nasıl Uyutuluyoruz – 1 ?????

Sekülerizm

İmanımızı yok etmek için kurulmuş birçok tuzak vardır. Bu tuzakların çoğunu bilemeyebilirim, ama bildiklerimi cesurca ve hiç çekinmeden kimseye hakaret etmeden, açık açık yazacağımdan emin olunuz.

Sekülerizm (laiklik)  Tuzağı:

Sekülerizm aslında, Fransa’da kilisenin tahakkümüne karşı, halkın dini hayattan dışlaması ile sonuçlanan bir ihtilal süreciyle ortaya çıkmıştır. Ama İslam’da böyle bir durum söz konusu değildir. Tahrif olması Yüce Allah’ın koruması ile mümkün olmayan son din İslam, hiçbir zaman yahudilik ve hristiyanlıktaki gibi aracılar (papaz ve hahamlar) ile belli zümrelerin elinde halkın sömürülmesine imkan vermediği gibi, aksine yeryüzünün insani kamil yetiştiren tek dini olma özelliği ile her türlü itikadi ve ahlaki sapkınlığa imkan tanımamıştır. Bu yönüyle laiklik İslam dışı toplumların sapkın ve zulüm aracı olan dinlerden kurtuluşları için bir çıkış yolu olmuş olabilir. Tabii ki, aslında bu onların kurtuluşu değil, başka sapkınlıklara dalmalarına sebep olmuştur. Müslümanlar için bunların hiçbiri söz konusu değildir. Yüce dinimiz; Evrenin yegane sahibi olan Allah’ın son Resulü olan Hz. Muhammed (s.a.v) ile tamamladığı Tevhidin son şeklidir. İslam kimsenin müdahale edemeyeceği, değiştiremeyeceği tek inanç sistemidir. Bu nedenle hiçbir kimse, kurum, örgüt v.s. İslam’ı bozamayacağı gibi, İslam ile de insanları sömürmesi mümkün değildir. İslam’ın aslı korunmuştur ama İslam kisvesi altında münafıklar, müsteşrikler veya oryantalistler her zaman olmuştur. Bunların amacı zaten inanmadığı İslam dinini tahrif etmektir. Ruhbanlık sınıfı İslam’da yoktur ve de İslam bireyin kendini kul olarak özgürleştirdiği tek ilahi nizamdır. Zira Allah’a kulluğun olmadığı yerde kullara, kurumlara, mala, makama ve diğer tağuti (tağut Allah’ın hükümlerinin yerine hükümler koyan demektir.) güçlere kulluk vardır. Kimse bağımsız yaşayamaz, bağımsız olduğunu iddia edenler bile belli ideolojiler manzumesi ile örülen düşünce dünyası ile hayatını yönlendirir. Kuralsızlık bile bir kuraldır, yeni bir kuraldır. Allah kural, düzen, sistem koyanların tabii ki en iyisidir. Kim ben Allah’tan daha iyi düzen kurarım  diye iddia  edebilir. Bugün bunu açıkça söyleyemeyen ikiyüzlü münafık sıfatlı insanlar, Allah’ın indirdiği son kitabı güya inkar etmeden Kitabın hükümlerini uygulama alanından çıkarıp, bireyin hayatına hapsederek, Allah’ın son Kitabı Kur’an-ı Kerimi inkar etmektedirler. Ama sorsan onlar da Müslüman’dır. Bu nasıl teslimiyetse, Allah evreni ve beni yarattı diyeceksin, ölünce ahirette hesap olduğunu bileceksin, ama dünya hayatına Allah’ı sokmayacaksın. Bu nasıl çelişkidir. Bu insanlar, İslam’ın evrensel olan ve bütün peygamberler tarafından insanlara ulaştırılan kutsal ahlak ilkelerini yaşamazken, günah veya sevap kavramlarını, iyilik ve dürüstlük gibi erdemleri neden savunurlar. Bu gibi evrensel değerleri üstün kılan nedir. Rast gele insanların bulduğu kurallar mıdır. İnsanlar sürü halinde yaşayan hayvanlar mıdır. Aile mefhumu kendiliğinden mi oluştu. Ne yiyip içtiğimizi, kimlerle evleneceğimizi kim belirliyor. Herkes kafasına göre evlilik mi yapıyor, yoksa Allah’ın haram saydığı kişilerle mi evleniyor. Bugün Avrupa’nın bazı ülkelerinde inançsızlığın getirdiği sapıklıkla kişiler kardeşleri hatta anneleri ile bile evlilik yapmaktadırlar. Kendini Müslüman sayan hiçbir insan bu gibi sapıklıkları  kabullenemez. Madem öyle ise neden Allah’ın hükümlerinin sosyal hayatımızla ilgisi olamayacağını, sapık ve inançsız Avrupalılardan daha beter bir düşünce ile laiklik adına savunurlar. Dün dinden uzaklaşan batı (tahrif edilmiş de olsa) bugün daha sapık bir hayat yaşamıyor mu.? Bugün laiklik adına İslam (farkındalar mı ama aslında Allah) düşmanlığı yapanlar gelecekte bugünkü sapık Avrupalılardan daha sapık olacaklarını maalesef göremiyorlar. İnanç hayatı boşluk kabul etmez. Doğruyla beslenmeyen zihinler, boş kalan inanç dünyalarını sapkın beşeri ideolojilerle doldururlar. O nedenle İslam’da eksiklik aramak, bizatihi Allah’ı bilmemek ve O’na karşı şeytani bir isyandır. İslam diğer inançlar gibi laiklik ile dışlanamaz ve din düşmanlığına muhatap olamaz. Maalesef laikliği İslam düşmanlığı gibi uygulamak isteyenler, tarihi ve kendi dinlerini dahi bilmekten acizdirler. Sekülerizm (laiklik) bir yaşam tarzı değil, yönetim biçimidir. Örneğin Osmanlı Devletinde birçok millet farklı dinlere inanıyorlardı. Osmanlı onların dinlerine, gelenek ve göreneklerine, alfabelerine vs. karışmamıştır. Osmanlı da laikliği en iyi uygulayan devletlerden biridir. Ama din düşmanlığı yapmamıştır. İşte laiklik budur. Sekülerizm halkın dinini özgürce yaşamasını teminat altına alan, hiçbir inancın diğerine tahakkümüne izin vermeyen, aynı zamanda devletin bir inanca göre örgütlenip, diğer inançlara baskı yapmasına da imkan tanımayan bir toplumsal barışı hedefler. Halbuki uygulanmak istenen şey bu değildir. Yani halka karşı laiklik bir din gibi dayatılmak istenmekte, insanlar laik misin değil misin diye saçma bir ayrıma sokulmaktadır. Kişiler laik olamazlar, laik olan devlettir. Yani insanlar inanç sahibidirler ama devlet veya kanun değildirler, çünkü kanunlar insanlar içindir, insanların toplum içerisindeki yerleri, birbirileri ile olan ilişkileri, hukuk çerçevesinde bu kanunlarla belirlenir. Kimse ben kanunum diyemeyeceği gibi laiğim de diyemez. Derse ne olur, olsa olsa çorba olur. Allah’ı tanımayan, insanı ve insanın yeryüzündeki sürecini, nereden gelip, nereye gittiğini bilmeyen zavallılar, Avrupa’dan devşirme, bizim milli, ahlaki ve kültür değerlerimizde yerini bulamamış laiklik kavramı ile Müslümanları yıllardır bir çıkmazın içine sokmaya çalışmaktadırlar. Bu mümkün olmayan bir şeydir, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Allah evrenin yegane hakimidir, yetki ve tasarruf O’nundur, insanlara son hayat nizamı olarak İslam’ı seçmiştir. İsteyen uyar, istemeyen uymaz. Yüce Allah Kafirun suresinde Müslümanlar ile inanmayanların ayrımını en güzel şekilde yaparak hesabın kendisine ait olduğunu söylemiştir. Dileyen inanır, dilemeyen inanmaz. İman ve hayatın, et ve kemik gibi birbirinden ayrılması zordur; ayrıldığı takdirde de telafisi imkansız problemler doğurur. Devlete egemen milletten uzak bazı sınıfların, devletin bazı kurum ve kuruluşları ile kendilerini ilah yerine koyarak, sadece belirli bir zümrenin yaşadığı, kendi nefis ve hevalarına uyan sapkın hayatlarını, çağdaş yaşam düzmecesi ile Müslüman millete dayatmaları laikliğin değil, laiklik adı altında zulmün, istikbarın tahakkümüdür. Allah bile herkesin dini kendine derken; laikliği insanlara bir din gibi dayatmak, bir değil birkaç kere vahşettir, insanlık suçudur, firavunlaşmadır, Allah’a başkaldırıdır. Bireyin özgürlüğünü savunan güya bu çağdaşlar, Kur’an’ın emrine göre yaşamak isteyen bir Müslüman bile görseler bir kaşık suda boğmaya çalışmaktadırlar. Bu tahammülsüzlük nedendir? Hani herkes dinini yaşamakta özgürdü, hani anayasa koruyordu din ve vicdan hürriyetini?. Demek ki devlete egemen bu güçler, yazılı olan kanunları bile istedikleri gibi uyguluyor ve yorumluyorlar. Bu halk laikliği kendisi mi istedi, laiklik gelsin diye savaş mı yaptı. Tam tersine Kurtuluş savaşında savaşılan ülkelerden birisi de laikliği ithal ettikleri Fransa değil miydi? Madem bu ülkelerden rast gele kanunları alacaktık (İsveç’ten Medeni Kanun, İtalya’dan Ticaret, Fransa’dan laiklik) onlarla niye savaştık, bir avuç imanlı insan Kurtuluş savaşını yapmasaydı Anadolu’yu bölüşecek olan Avrupa bizi yine bu kanunlarla yönetmeyecek miydi?. Maraş’ta Başörtüsü için Fransızlara karşı Kurtuluş savaşı başlatılmadı mı? Onlardan alınan laiklik anlayışı Anadolu’yu kurtaran şehit ve gazilere hakaret değil midir?. Kim, ne olduğu belirsiz bu uygulamayı getirdi ve bunu milletin en kutsalı gibi başına musallat etti. Ne olduğu tam anlaşılamayan ve hristiyanların kendi şartları çerçevesinde, kendi sorunlarını çözmek için uygulamaya koydukları bu anlayışın, bizimle ne ilgisi var. İslam dini hiçbir zaman tahrif olmamış, halktan ayrı ve karşı duruma gelmemiş, tersine ahlaksızın, bozguncunun, hırsızın, namussuzun değil mazlumun yanında yer almış ve laik bir anlayışı asla kurtarıcı olarak çağrıştırmamıştır. Allah’ın son dini ilk günkü gibi insanlığa ışık tutmakta ve karanlıkları aydınlığa çıkarmaktadır. Bu toplumun Allah’la bir problemi yoktur. Allah’a kul olmak ve İslam’ı yaşamak en yüce bir şereftir. Şeytan ve dostlarına kulluk edenler her zaman değişik isimler altında çeşitli uydurma düzenler kurmuşlar ve sapkınlığa dalmışlardır. Dini hayattan laiklik kılıfı altında uzaklaştırmak isteyenler, laikliği din gibi Müslümanlara dayatmaya çalışmaktadırlar. Bu gibiler hayatlarında Allah’tan gelen rahmani emirlere yer vermiyorlarsa, neden laikliği bir yaşam formatında (din) gibi algılayarak, Müslümanlara karşı baskı aracı olarak kullanıyorlar. Eğer bu yaptıkları kasten değilse, büyük bir cehalettir. Bilinçsizce ne yaptığını bilmemek, beyinleri ve ruhları gerçekten  şeytana teslim olmuş, hastalıklı zihinlerin halidir. Zira dini ve kutsal olan hükümleri hayatından ben laiğim diye çıkaran bir insan, laikliği ve laikliğin gereği diye, olmadık beşeri fikirleri, bir din gibi kutsallaştırdığından, laiklik onun için bir din olarak telakki  edilmektedir. Farkında olsun veya olmasın böyle birisi hastalıklı bir kişiliğe sahiptir veya bunu yaparken kasten bilinçli bir şekilde İslam düşmanlığına laikliği kılıf olarak kullanmaktadır. Kalpler ancak bir hal üzere bulunurlar. Kalbinde Allah’ı barındırmayan insan, kalbini Hakka kapatmış, nefsin ve şeytani düşüncelerin esiri olmuştur. Kalpte ancak bir inanç barınır. Ben hem laiğim hem de Müslüman’ım diyen birisi yukarıdaki ruh bozukluğundan bir hal üzeredir. Toplumumuz maalesef inanç bozukluğu ve yokluğundan dolayı derin bir çöküşe doğru gitmektedir. Her gün yaşanan ahlaksızlıklar, sapık ilişkiler, güce dayanan cinayetler, gasplar, ilkokullara kadar inen uyuşturucu ve fuhuş ve toplumun her katmanında görebileceğimiz yüzlerce çarpık ve adaletsiz yapılanma maalesef birlik mesajları verilerek çözülemez. Sorunu üreten asıl etken sistemin kendisidir ve bu sistemden menfaatlenenler de bir gün gelecek kendi bataklarında boğulacaklardır. O gün gelmeden Allah’a yönelmeli ve iki dünyamızın da heba olmasına dur demeliyiz. Uyanın ey insanoğlu, ey Adem’in çocukları sizin ilahınız sadece alemlerin rabbi olan Allah’tır. İbadet edecekseniz Allah size yeter, O  ne güzel dost ve yardımcıdır. Rabbimize verdiği nimetler karşılığında neden teşekkür edip, kulluk etmeyelim. Neden O güzel  yaratıcıyı şanına yakışan şekilde yüceltip, tesbih etmeyelim. Kim O’nun yerine sevilebilir.? Kendileri yaratılıp dururken, ve en küçük bir sıkıntılarında çaresiz kalırken ve de ölüm onları da beklerken, insanları uydurdukları çarpık düzenlerine ve kutsallaştırdıkları ideolojilerine itaate çağıran zavallı ölümlü müşrikler mi.? Kime kulluk edeceğiz.? Akıl sahibi olan herkes tabii ki Allah(c.c) diyecektir. Her gün çağırıp durdukları da hesap gününü beklemektedir. Yaşadığı çağı bile anlamaktan aciz, laikliği dinleştiren, adı çağdaş, fikri yobaz, mürteci müşrikler olmaktan kurtulalım. Gelin dünyalı kardeşlerim hepimizin de rabbi olan Allah’a yönelelim. Gelin ahirette de buluşmak üzere sözleşelim. Kökü ebedde olup, dalı ahirette olan ilerici kardeşlerim. O halde gelin Allah’a kulluk edelim. Vesselam.

Yazan: Muhammed Emin TOMBAK

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

22/78.(El-Hacc suresi 78. ayet). Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!

katilleri boykot

Denge Radyo Canlı Yayın

Pardus... Özgürlük İçin... Pardus... Özgürlük İçin... Pardus... Özgürlük İçin... Pardus... Özgürlük İçin...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blogcu.com'da_İslami_Linkler
e-posta
Blog RSS
Kendi Web Sitem
İskam'da Cihad
İslam'da Kadın ve Mahrem Konular
İslami Marşlar, islami bilgiler, islami forum
DENGE RADYO
Mustafa İSLAMOĞLU
Hilal TV
DOST TV
DOST FM
DENGE RADYO'yu winamp ile dinlemek için burayı tıklatın
Öss Matematik & Geometri
Biyoloji
Lütfi ZORLU
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV)

Kategoriler

Bazı İslami ve Yararlı Linkler

mucahid23
zamanbitiyor
sudaayakizleri
yunusum
islamiyet
Özkan Özdemir
konyali
rindiseyda
dostlukrehberi
yesimece
gulsultan
islamhukuku
takvadostlugu
tevhidgenc
islamneguzel
huzurluaile
islamisiteler
xpyardim
zerirem
alidildade
dilefkar
imajmaker
mucahittpolat
vezirhan
beyzadem23
nurgecesi571
destebasi
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:5
| Sonraki Sayfa

ALLAH'ın RIZASI İÇİN BOYKOT ET